DENEYİMSEL ÖĞRENME

DENEYİMSEL ÖĞRENME NEDİR?

Deneyimsel öğrenme kuramı, öğrenmede deneyimi temele alan Dewey, öğrenme sürecinde bireylerin etkin olmasının önemini vurgulayan Lewin ve zekayı sadece doğuştan gelen bir özellik olarak görmeyip kişiler ve çevre arasındaki etkileşimin bir sonucu biçiminde nitelendiren Piaget’in çalışmalarına dayanmaktadır.

Bu bilim insanları yetişkin eğitimi için bütüncül bir deneyimsel öğrenme süreci ve modeli geliştirmeye çalışmışlardır. Deneyimsel Öğrenme Teorisini en genel kabul görmüş şekliyle çerçeveye oturtan ise David A. KOLB’dur. Kolb, öğrenmeyi “deneyimin bilgiye dönüştürüldüğü” süreç olarak tanımlar.


DENEYİMDEN BİLGİYE

trustgameHepimiz deneyimlerimizden öğreniriz. Bebeklik ve ardından çocukluk evresinde başlayan bu öğrenme süreci aslında gençlik ve yetişkinliğimizde de devam eder. Keni sınırlarımızı zorlamak, yeni beceriler elde etmek ve zorluklarımızın üstesinden gelebilmek için deneriz. Her deneyişimiz bize bir deneyim sağlar. Bu deneyimin üzerine düşünürüz, analiz ederiz, kendi deneyimimizi ve başkalarının deneyimlerini gözlemleriz. Bu analiz ve gözlemler bize yeni çıkarımlar ve fikirler verir. Bu yeni fikirleri uygular ve bu uygulamadan da doğal olarak yeni bir deneyim elde etmiş oluruz. İnsanın doğal öğrenme süreci olan bu döngü, 20. yüzyılın önde gelen bilim insanları tarafından eğitim süreçlerine entegre edilmeye çalışılmıştır.


TEORİNİN ARKASINDAKİ ÖNERMELER

Deneyimsel öğrenme teorisi 6 temel önerme üzerinde şekillenmiştir:

1Öğrenme en iyi şekilde, bir süreç olarak tasarlanır, sonuçlar düşünülerek değil. Öğrenme, bilgi aşamaları ile bölümlere ayrılmış olduğu halde, bir öğrenme kazanımı ile sonuçlanmaz, dahası performans açısından da her zaman kanıtlanamaz. Öğrenme, daha ziyade, bilginin değiştirildiği ve yeniden oluşturulduğu bağlantılı deneyimler süreci boyunca gerçekleşir. Yükseköğrenimde öğrenmeyi iyileştirmek için öncelik, öğrencileri öğrenimlerini en iyi şekilde geliştiren bir sürece – öğrenme çabalarının etkinliği hakkında geribildirim içeren bir sürece yönlendirmek olmalıdır. “…Eğitim,  deneyimin sürekli olarak yeniden yapılandırılması olarak planlanmalıdır: … eğitimin süreci ve amacı bir ve aynıdır.”

2Tüm öğrenme yeniden öğrenmedir. Öğrenme en iyi şekilde, öğrencilerin bir konuyla ilgili inanç ve düşüncelerini ortaya çıkaran bir süreçle kolaylaştırılır, böylece bu fikirler incelenebilir, test edilebilir ve daha rafine yeni fikirlerle entegre edilebilir. Piaget bu önermeyi yapılandırmacılık (konstrüktivizm, İng. constructivism) olarak nitelendirmiştir — bireyler, deneyimlerini temel alarak dünyadaki bilgilerini oluşturur ve yeni bilginin önceki deneyim ve inançlarıyla nasıl çeliştiğini anlamalarını sağlayan deneyimlerden öğrenirler.

3Öğrenme, diyalektik olarak zıt olan dünyaya uyum sağlama biçimleri arasındaki çatışmaların çözümünü gerektirir. Çatışma, farklılıklar ve anlaşmazlık öğrenme sürecini yönlendiren unsurlardır. Bu gerilimler, karşılıklı düşünce ve eylem biçimleri ile hissetme ve düşünme arasında ileri ve geri hareketin tekrarlanmasıyla çözülür.

4Öğrenme, dünyaya uyum sağlamayla ilgili bütüncü bir süreçtir. Öğrenme sadece idrak ile ilgili bir sonuç değildir; kişinin bir bütün olarak — düşünme, hissetme, algılama ve davranma fonksiyonları dahil entegre işleyişini gerektirir. Bilimsel yöntemden problem çözme, karar oluşturma ve yaratıcılık süreçlerine kadar adaptasyonla ilgili özel tasarlanmış diğer modelleri de kapsar.

5Öğrenme, kişi ve çevre arasındaki sinerjik etkileşimlerden doğar. Piaget’in ifadesine göre; öğrenme, yeni deneyimlerin mevcut kavramlara uydurulması ve mevcut kavramların yeni deneyimle bağdaştırılmasıyla ilgili diyalektik süreçlerin dengelenmesi yoluyla gerçekleşir. Lewin’in,  davranışın kişinin ve çevrenin bir fonksiyonu olduğunu belirten ünlü formülünü takip eden ELT, öğrenmenin öğrencinin ve öğrenme alanının karakteristik özelliklerinden etkilendiğini kabul eder.

6Öğrenme, bilgi yaratma sürecidir. ELT’de, bilgi iki türden bilgi arasındaki etkileşim olarak görülür: sosyo-tarihsel bir bağlamda birlikte inşa edilen toplumsal bilgi ve öğrenenin kendi öznel deneyimi olan kişisel bilgi. Bilginin böyle kavramsallaştırılması, önceden var olan, sabit fikirlerin öğrenciye aktarıldığı “aktarma” eğitim modelinin karşısında durmaktadır.

Deneyimsel öğrenme teorisi yapılandırmacı bir öğrenme teorisi önermektedir ki bu sayede sosyal bilgi öğrenin bireysel bilgileri içerisinde yaratılır ve yeniden yaratılır.

 


DAVID A. KOLB

David A. Kolb, ABD Cleveland’da bulunan Case Western Reserve Üniversitesi, Weatherhead İşletme Okulu’nda Örgütsel Davranış Profesörüdür. 1976’da okula katılmıştır. 1939 yılında doğan Kolb, Sosyal Bilimler Lisans derecesini 1961’de Knox Koleji’nden, Yüksek Lisans’ını 1964’de Harvard’dan ve Doktora derecesini 1967’de yine Harvard’dan almıştır. Aynı zamanda, deneyimsel öğrenmeye yaptığı katkılardan dolayı dört kurumdan fahri doktorluk unvanı ile ödüllendirilmiştir (SUNY Empire State College; Franklin Üniversitesi; Birleşik Krallık Buckingham Üniversitesi ve Knox College). 2008’de David A. Kolb, ABD Ulusal Deneysel Eğitim Derneği’nden Yılın Eğitim Öncüleri ödülünü (Alice Kolb ile birlikte) almıştır.

 

Deneyimsel Öğrenme Hakkında Daha Fazla Bilgi Edinmek İçin Kitabımızı İndirebilirsiniz


DeM Turkey | All Rights Reserved © 2009 - 2017